Tiyatro Günlüğü’nde Tuğsan Ünlü yazdı ; “İzledim: IŞILTILI HAŞERELER”

İkinci Kat‘ın yeni oyunu Işıltılı Haşereler geçtiğimiz hafta Oyun Atölyesi‘ne konuk oldu. Oyun Atölyesi’ne geçen sezonun son ayında Hansel ve Gretel’in Öteki Hikayesi oyununu izlemek için gitmiştim. Bu sezonun açılışını da Işıltılı Haşereler ile yapmış oldum böylece.

Işıltılı Haşereler, çağdaş İngiliz yazar Philip Ridley‘in kaleme aldığı bir oyun. Türkçe’ye çevirisini H. Can Utku yapmış, yönetmenliğini Eyüp Emre Uçaray üstlenmiş. Oyunda Pınar Çağlar Gençtürk ve Ünal YeterJill ve Ollie isminde bir çifti canlandırıyor. Selen Uçer‘in ise oyunda iki rolü var. Işıltılı Haşereler konusu itibarıyla doğaüstü bir olaydan yola çıkarak modern toplumun tüketim alışkanlıklarını sorguluyor. Yazar oyunda bu sorgulamayı yaparken en önemli anlatı gereci olarak ölümü kullanmış. Bu nedenle oyun izleyicisini havsalasının sınırlarında dolaşacak bir olaya tanıklık ettiriyor ve soğukkanlı tavırla bir soru yöneltiyor. Eğer tüketmek, sahip olmak için başka birine zarar vermek zorunda kalsaydınız bunu yapar mıydınız? Daha net bir soruyla, sahip olmak istediğiniz her şey bir kişinin canına mâl olsaydı, bunu ne kadar sürdürebilirdiniz?

Tüketimlerini başlangıçta herkes gibi ihtiyaçlarına göre şekillendiren Jill ve Ollie çifti sonraları kendilerini bir girdabın içinde buluyorlar. Daha fazla tüketip girdabın daha derinlerine iniyorlar. Bu davranışlarından tarifsiz bir haz almaya başlıyor, aynı zamanda yaptıklarından pişman olsalar dahi kendilerini durduramıyorlar. Kendi aralarında gayet samimi bir dille bunu daha fazla sürdürmek istemediklerini defaatle konuşsalar da her zaman beklenmedik bir ihtiyaçları, ivedilikle halledilmesi gereken bir sorunları baş gösteriyor. Zaman zaman izleyiciyi de oyunun içerisine dâhil ederek eylemlerini ahlaki bir zemin üzerine oturtmaya çalışıyorlar.

Oyun tüketim alışkanlıklarını şekillendiren bireysel ihtiyaçların yanında toplumsal uyarıcıları da etkili bir anlatımla işliyor. Bazen bir komşunun bazense bir yakın akrabanın sebebiyet verdiği çevresel faktörlerle tüketimin nasıl şekillendiğini, bir şeye birinci elden ve herkesten önce sahip olmanın yarattığı bir nevi liderlik yanılsamasını doğaüstü bir olay üzerinden fazla gerçek bir dille anlatıyor. Oyunun bu oksimoron durum üzerine kurulu iskeleti zaman zaman izleyiciyi umarsızca güldürürken zaman zaman da Jill ve Ollie çiftinin eylemlerinin yarattığı ürperti salona derin bir sessizliği beraberinde getirebiliyor.

İhtiyaç nedir? Tüketimlerimizin ne kadarı ihtiyaçtır?” gibi soruların üzerine ben de kişisel olarak çokça düşünüyorum. O açıdan Işıltılı Haşereler benim için oyunculuklarının ve sahnelemesinin yanında zihnimi meşgul eden bir oyun oldu. Geçenlerde bir şarkı için kitap gibi demiştim. Benzer bir şeyi geçtiğimiz sene Özgür Hanım‘la birlikte Moda Sahnesi’nin Torun İstiyorum oyununu izledikten sonra da söylemiştim. Işıltılı Haşereler oyununun da bende bıraktığı etki güzel bir kitabınkiyle aynı. Başlarda merak ettiren, sürerken heyecanlandıran ve bittiğinde uzunca bir süre üstüne düşündürten.

Oyunun sahne ve ışık tasarımını Cem Yılmazer yapmış. Oldukça küçük, adeta kutu gibi bir oyun alanı var sahnenin. Fakat ışık tasarımıyla oyunun konusuna uygun bir şekilde ışıldıyor tüm sahne. Tüm oyuncuları çok beğendim. Pınar Çağlar Gençtürk’ü geçtiğimiz sene Craft Tiyatro’nun sahneye koyduğu Hepimizin Öyküsü Aynı oyununda izlemiştim. Bu oyunda da görülmeye değer bir performansı var. Selen Uçer’i daha önce birçok söyleşide dinleme fırsatı bulmuştum ama sahnede izlemem bu oyuna denk düştü. Tek perde olarak sahnelenen oyunun sonlarında Pınar Çağlar Gençtürk ve Ünal Yeter’in sayısını unuttuğum kadar çok olan karakteri dönüşümlü olarak oynadığı uzunca bir sahne var. Oyuncuları bir yana bırakayım, bu sahneyi izlerken oturduğum koltukta ben fiziksel olarak yorgunluk hissetmeye başladım bir yerden sonra. Ellerim uyuşmaya, vücut sıcaklığı artmaya başladı. Jill ve Ollie çiftinin kendileri ve yaptıklarıyla yüzleşmeleri olarak nitelendirilebilecek bu sahne oyunda en fazla aklımda kalanlardan. Tek nefeste, tek harf dahi atlamadan uzun ve bir o kadar da vurucu.

Şu sıralar çok beğendiğim yapımlar izliyorum. Ya oyun seçimlerimde şansım yaver gidiyor ya da artık sahnede ne seyretmek istediğimi öğrendim, ona göre oyun tercihlerimi yapıyorum. Her ne ise olan sürmesi dileğim.

Neler Oluyor?