Pınar Tarcan YAN ROL röportajını “Yan Rol Femme Fatale Olursa…” başlığı ile biamag cumartesi de yayınladı.

Karaköy’deki alternatif tiyatro sahnesi İkinci Kat’ta sahnelenen “Yan Rol” üç kadının elinden çıktı. Deniz Madanoğlu yazdı, Pınar Çağlar Gençtürk yönetti, Başak Kara oynadı.

Minimal bir dekorun, aslında yönetmenin deyimiyle oyuncunun en tek rol arkadaşı olan kanepenin olduğu sahneye bütün cazibesiyle yürüyen havalı bir kadın giriyor. Kendine “femme fatale” diyor, zaten öyle de görünüyor. Sonra başlıyor anlatmaya, bu onun femme fatale’likteki ikinci günüymüş. Neden mi? Kanka kız olmak, yan rol olmaktan sıkılmış. Bir nevi karanlık tarafa geçiyor. Oyunu izleyince anlıyorsunuz… Çok da haklı!

Deniz Madanoğlu, oyunu yazarken, Türkiye’de kadın oyuncu olmayı tüm ironisiyle anlatmış. Bu üç kadını bulup sorduk. Orada neler oluyordu…

Pınar Çağlar Gençtürk, Deniz Madanoğlu, Başak Kara.

Üçünüzün yolu nasıl kesişti?

Oyunun yazarı Deniz Madanoğlu: Ben bunu üç yıl önce yazmıştım. Craft’tan çok yakın bir arkadaşım istemişti. Hatta Pınar’ı (Oyunun yönetmeni Pınar Çağlar Gençtürk) düşünerek yazmıştım.

Üç yıl sonra…

Oyuncu Başak Kara: Deniz benim okul mezuniyet oyunumu izlemişti. Oyundan sonra, bana “Tek kişilik bir metnim var. Yollayayım bir bak istersen” dedi.

Oyunun yönetmeni Pınar Çağlar Gençtürk: Başak bahsedince “Ben bırakmam seni başkasına” dedim, metni de biliyordum zaten. “Demek ki bu oyunu oynamak değil yönetmek varmış” dedim kaderimde. (gülüyor) Benim de ilk tiyatro yönetmenliği deneyimim oldu.

Dizi senaristliği ile başlamıştınız. Tiyatroya nasıl evrildi yazma süreciniz?

Deniz Madanoğlu: Zaten hep istediğim, kalbimin attığı yer tiyatro oyunu yazmaktı. Dizi hayatımı idame ettirmek için profesyonelce yaptığım bir iş. Dizi yazarken öyle çok özgürce kalem oynatamıyorsun. Ama tiyatro tam bir nefes alma alanı oluyor.

“Oyun hayatta da kadına ‘yan rol’ hissettirilmesiyle ilgili”

“Kadın oyuncu olmak” üzerine kurulu bir metin var. Nasıl gelişti bu konu kafanızda?

Deniz Madanoğlu: Çevremde çok fazla kadın oyuncu var. Ailem de dahil. Yaşadıklarına birebir tanık oluyorum. Odition denilen çileyi biliyorum… Mesleğini yapamıyorsun iş teklifi gelmezse. Evde oturup iş beklediğin bir sistem var.

Kendine olan öz güvenin nasıl o kadar senden uzaktaki insanların bir anlık kararına endeksli olduğunu görünce, bu bana insani bir mesele gibi geldi ve anlatmak istedim.

Sadece sektörel bir kadın hikayesi de değil. Bir kadının kendi hayatında başrol hissedememesiyle ilgili. Hep arkadaş kontenjanında görülmesi, kendi hikayesinde bile esas kızın arkadaşı olarak konumlanması, o iktidar ilişkisinde daha zayıf, daha hoş gören tarafta olmak zorunda kalması… Hepsi hayatın içinde de olduğu için yazdım.

“Komik kadın cinsiyetsiz görülüyor”

Araya girip bir soru eklersem “komik kadın” böyle mi görülüyor sadece size göre? Kanka…

Deniz Madanoğlu: Evet kanka… Espri yapabilen, kafası basan, güldüren kadın cinsiyetsiz gibi geliyor.

Pınar Çağlar Gençtürk: Ben de hep öyle büyümüşümdür. İlkokuldan beri öyleysen öyle devam ediyor. Erkek arkadaşların da senin yanında artık oldukça rahat konuşuyor. “Niye ben böyleyim acaba?” diye bir düşünüyorsun.

Deniz Madanoğlu: Niye benim giderim yok acaba? (Gülüyorlar) “Ama hangisini tercih ederdin?” diye sorarsan kanka kızlık daha rahat. Kesinlikle onu tercih ederdim. O arzulanan, havalı, hep bir gizem barındıran kız olmak çok yorucu bence. Gerçek de gelmiyor…

Teknik olarak da sormak istiyorum. Dizi senaryosu yazmak dipsiz bir kuyu gibi. Hiç yeni bir şey okuyup, izlemeye vakit bulamadan sürekli yazıyormuşsunuz. Doğru mu?

Ben o yüzden artık eğer maddi olarak çok zorunlu değilsem televizyon dizisi yazmamaya çalışıyorum. O yüzden biraz daha internet işlerine yöneldim. Çünkü hem süresi daha kısa, hem ömrü belli. 13 bölümse 13 bölüm. Onu planlayıp doğru düzgün yazabiliyorsun. Kendi yazdığın diziyi bile izleyemiyorsun bazen. Her gün toplantı, her gün yazı hali… Delilik bence. Anlamını da kaybediyor bir süre sonra.

Cepten yiyorsun tabii ki, kendini kitapla besleyemiyorsun çünkü harf görmeye tahammül edemiyorsun. Televizyona bakamıyorsun, bilgisayar ekranından gözlerin zaten yanıyor oluyor. Bir tek dedikodu yapabiliyorsun. Ne kadar derinlikli oluyor bilemiyorum. (Gülüyor)

“5 kilo fazlan var, vermek zorundasın!”

Oyunculuk seçmelerinde ya da sektörden biriyle görüşürken metindeki gibi fiziksel bir kaygıya düşüyor musunuz?

Pınar Çağlar Gençtürk: Normalde düşünmediğin bir şey ama onlar öyle düşündüğü için seni bu duruma sokuyor. Kaşına bakıyor, gözüne bakıyor, sen de ister istemez bunu hissediyorsun. Halbuki sahneye çıkan insan güzelleşiyor zaten.

Başak Kara: Talep edilen şey ne diye düşünüyorsun bir süre sonra. Biz okulda böyle şeyler görmüyorduk. Metinlerimizle ilgileniyorduk, performansımıza göre değerlendiriyorduk. Ama okuldan ayrıldıktan ve iş görüşmelerine girdikten sonra menajerlerimiz ya da bağlı olduğumuz ajanslardaki insanlardan işte “5 kilo fazlan var, vermek zorundasın”, “saçını şöyle yaptırsan daha iyi sanki”, “sosyal medyayı çok iyi kullanmalısın” demeye başladı. Onu yapmak istemediğin zaman o güruha dahil olamıyorsun. Bu metin benim şansım oldu mesela.

Hiç düşünmemiştim “tek kişilik bir oyun oynar mıyım?” diye. 30-40 tane mail atıp hiçbirine cevap alamayınca, iki üç tane fotoğrafçıdan farklı farklı fotoğraflar çektirip buna rağmen bir şeyler olmayınca canım sıkılmıştı. Ama şu an oyunum var ve bu çok güzel, zaten yapmak istediğim şey buydu.

“Dizilerde toplumsal cinsiyet eşitliği yok”

Hollywood’da başlayan “me too” ve “Time’s Up” hareketleriyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Başak Kara: Dizilerde toplumsal cinsiyet eşitliğine göre değil de kadınlar bir ürün olarak yer alıyorlar. Kamu spotu gibi metinler görüyoruz. Hep “olması gereken budur” gibi sunulan kadınlar var. Kötüler var, güzeller var, çilekeşler var. Böyle çalışıp, parasını kazanıp özgür seks yapan kadın görmüyoruz.

Topluma uygun olan budur kafasında sunuluyor. Ama aslında bence ne sunuluyorsa o, değişimin de bir parçası olacak. Değişim yaratacağız diye de “aman erkekler kadınlarımızı dövmeyelim” tarzı kamu spotu gibi çok bariz bağıran senaryoları da beğenmiyorum. Fark ettirmeden, doktorları mesela kadın anlatarak, göçmenlere iş vererek gibi ve bunu çok normalleştirerek yapmalı.

Tam da bu hafta bir dizi sahnesi vardı çok tartışılan. Bileğini gösterdi diye eşinin parmaklarını kıran bir erkek karakter vardı. Siz nasıl yorumluyorsunuz bu sahneyi?

Deniz Madanoğlu: Erkek karakter karısının parmaklarını kırıyor “Neden o adama bileğini gösterdin?” diye. Çok uzun bir sahne. İzlerken parmaklarının çıtırtısını duyuyorsun. Kızın yüzünü çekmişler yakın plan, acıyı yakından izliyorsun. Gerçek hayatta bunlar oluyor evet. Ama biraz pornografik çekilmiş şiddet sahnesi, fazla sert. Ama sansüre de karşıyım, nefes alamıyoruz sansürden, kafam karışık bu konuda.

“Dizileri yazarken silahla ilgili kısıtlama yok, ama karakterleri öpüştüremiyorsun”

Sansür kısmını konuşursak, şu an en çok sansür hissettiğiniz nokta ne?

Deniz Madanoğlu: İçki. Kadının özgürlüğü.

Pınar Çağlar Gençtürk: İçki ismi zaten kullanamıyorsun ama bira da diyemiyorsun neredeyse.

Deniz Madanoğlu: Şarap diyemiyorsun, mümkünse de hiç kullanmayın diyorlar. Kanallar yaşam tarzını anlatan işlere çok dikkat ediyor. Kötü adamlar içebilir bu arada sanırım. (Gülüyorlar)

Alkolle ilgili öyle bir durum var. Kadının evlenmeden hamile kalması, seks yapmasıyla ilgili bir durum var ama orada dik durmaya çalıştım ben. Geçen sezon bir dizide kadın karakterim hamileydi, evlendirmedim. Evlendirdiğim gün de öldürdüm kızı.

Şunu anlamıyorum; silahla ilgili hiçbir kısıtlama yok ya da kadının on parmağını kırabiliyorsun ama mesela öpüştüremiyorsun. Ne bileyim kadın sevgilisinin yanında sabah omzu açık kalkamıyor. Halbuki dokuz kere ateş edebiliyorsun.

Pınar Çağlar Gençtürk: O daha büyük bir ahlaksızlık değil mi?

“30 yaşında kadınlar 25 yaşında adamların annesini oynuyor”

Bir de yaş durumu var. Neden hep anne-baba rollerini 30’lu yaşlarında görünen ya da gerçekten öyle olan insanlar alıyor?

Deniz Madanoğlu: O konuştuğumuz kadın oyuncular üzerindeki baskı var ya. 25’inde botoksa başlıyor. Sanki kırışıklıkları onun kusuruymuş, mimik çizgileri kusuruymuş gibi.

Yapımcıların bence suratta yaş almaya dair hiçbir şeye tahammülü yok. Oyuncu da kendini kusurlu görmeye başlıyor aynada. Psikolojik şiddet bence böyle bir şey.

Benim yaşımda kızın 25 yaşında adamın annesini oynadığını gördüm.

Neyse işte bir sürü dizide 30’lu yaşlarında insanlar 20’li yaşlarında insanların annesi. Çünkü daha az kırışmışlar, daha “giderleri var” ekranda. Hala onların libidolarına inanabiliyorlar.

Pınar Çağlar Gençtürk: Ben de aynı şekilde bir anne rolünde oynadım. Ama o yaşa gelince gerçekten ne oynayacağız? Gerçi benim üzerime çok yapışmıyor. Anne de oluyorum, çıtır genç kız da.

Bu Türkiye’de olan bir durum gibi özellikle. Çünkü yabancı dizilerde anne gibi anneler, baba gibi babalar görüyoruz daha çok?

Deniz Madanoğlu: Gerçeklik orada daha önemli çünkü. Burada daha özensinler istiyorlar. Fantezi dünyası gibi kalıyor televizyon. Onların giydiklerini giymek istesin seyirci, onlar kadar güzel olsun.

Hollywood’da da yeni başladı bence o gerçek hayatta görebileceğin, “kusurlu” kadınların başrol olması. İngiltere’de falan hep vardı da. Ben de şaşırarak takip ediyorum. Artık yetenek konuşur belki.

Başak Kara: Botoksla kas yapma meselesi aynı mesela erkekler açısından düşünürsek. Benim mezun olan bütün erkek arkadaşlarım gittikleri ajanslardan “Canım çok iyisin, şu kasları biraz şişirmen lazım” yanıtı alıyorlar.

Deniz Madanoğlu: Erkeklerde de var mı?! Çok sevindim! Demek ki kadın izleyiciyi de gözeten bir algı oluşmaya başlamış. Kadın izleyicinin de beğenisinin meşrulaştırılması anlamına geliyor. Biraz da onlar metalaşsın. (Gülüyor)

“En büyük eksiğimiz seyirci!”

Türkiye’de tiyatro adına neyi eksik buluyorsunuz?

Pınar Çağlar Gençtürk: Seyirci! Keşke Olsa! (Gülüyor)

Deniz Madanoğlu: Bir de şundan rahatsızım ben, tiyatroya da artık televizyon muamelesi yapıyor seyirci. Eğlenmek, iyi vakit geçirmek istiyor. Sorgulasın, acı çeksin, afallasın istemiyor da “ay ne güldüm” demek istiyor.

Pınar Çağlar Gençtürk: Gelmiyorlar… Evet kemik bir izleyici var, onlar her oyunlarıma gelirler mesela. Onun dışında yeni yeni gelenler var ama mesela Ocak ayında çok az seyirciye oynuyoruz.

Başak Kara: Seyirciye trip atmak… (Gülüyor)

Pınar Çağlar Gençtürk: Her türlü yaşar o tiyatro da, seyirci olsa daha keyifli oluyor tabii…

“Tiyatroya ödenek ayrılsa biletler de daha ucuz olur”

Hep ekonomik gerekçeleri oluyor ya insanların, alternatif tiyatrolarda bilet ücretleri hangi aralıkta?

Başak Kara: Bizim oyunda tam bilet 40, öğrenci bileti 25 lira.

Pınar Çağlar Gençtürk: En fazla 60-70 civarında oluyor. Ama İngiltere’de de daha da fazla ne yapacağız…

Başak Kara: Kulağa pahalı geliyor aslında ama burada bunu söylemem gerekiyor aslında, kar etmiyor da tiyatrolar. Herkes yevmiyeyle çalışıyor.

Deniz Madanoğlu: Tabii, öyle geçinen oyuncu yok. Metnini yazıp da “Oh bu ayımı da rahat geçiririm” diyen bir oyun yazarı yok.

Başak Kara: Oyuncular çok da çalışıyor bunun için. Belediyeye gidip oynayan, sonra gelip alternatif tiyatroda oyununu sergileyen çok oyuncu var. Sürekli bir şey artı bir şey yapmak zorunda kalıyorsun bir yandan. O bilet fiyatları pahalı gibi görünse de aslında mekânın giderleri çok oluyor, kirası, dekor için ödemeler, o kesilen kağıt koçanın bile kağıt olarak bir para değeri var. Dolayısıyla onları da sürekli yenilemek zorundasın.

Deniz Madanoğlu: Artı bir biraya, bir sigara paketine para veriyorsun. İki gün içme, iyi bir alışkanlık kazan tiyatroya git. Göreceli bir şey pahalılık bence…

Pınar Çağlar Gençtürk: Öğrencilere indirim de yapılıyor, onlar için çok zor oluyor. Ama onun dışındakiler bir zahmet verin…

Başak Kara: Bir de gerçekten ödeneksiz tiyatro yapıyoruz. Dünyadaki bütün sistemleri bilmiyorum ama az buçuk bildiğim kadarıyla devletten bir para çıkıyor tiyatrolar için, o para mekânlara bölüştürülüyor.

“Hem oyuncu, hem kostümcü, hem biletçiyiz”

Başak Kara: Kurumlar neredeyse bağımsız kurumlar. Kendi sanat yönetmenleri ve onların içinde de bir hiyerarşisi var, herkesin iş tanımı var. O paranın nereye kullanılacağı, hangi tarih, hangi sürede o paranın nasıl değerlendirileceği, kostümcüsünden, sahne tasarımcısına dallı budaklı bütün detayların belli olduğu bir durum var.

Biz mesela kostümünü de, PR’ını da biz yapıyoruz, yeri geliyor, o gün senin oyunun yoksa, kostümlü değilsen biletini kesiyorsun, mekanın temizliğini sen de yapıyorsun, dekorunu sen de topluyorsun, herkes her işi yapıyorsun.

Bunun için bir ödeneğin olması gerekiyor ki bilet fiyatları 5 lira 10 lira olsun. Bunların hiçbiri yok, o yüzden 60 lira, 70 lira.

Oyunda bahsedilen baba-kız hikayesi var bir de. Türkiye’de o baba-kız ilişkisi oyuncu olmak isteyen bir kadının hayatını nasıl etkiliyor?

Pınar Çağlar Gençtürk: Babaların tepkisi biraz oyundaki gibi oluyor. “Oyuncu, ne münasebet, baka gözle bakılıyor” gibi şeyler olabiliyor.

Deniz Madanoğlu: “Kız iş bulabilecek mi?” kaygısı da var. Ya da seni tiyatroda kan ter içinde oynarken hissetmediği şeyi, bir dizi ekranında komşusuna gösterirken hissediyor. O zaman oyuncu yerine koyuyor. O da bence trajik bir şey. Bir gecede ünlü oluyorsun sonra ailenin bile sana bakışı değişiyor.

Neler Oluyor?