Emel Kabataş “Kasap”ı Zorunlu Sahne’de yazdı.

Kimi düşünürlerin “konuşan hayvan” şeklinde tanımladığı insan, mitolojik çağlardan günümüze tüm inanç sistemlerinde mühim bir yere sahip. Semavî dinler tarafından Yaratıcı’nın yeryüzündeki vekili olarak üstün bir konuma yerleştirilen insanoğlu, emrindeki canlılar ve doğa üzerinde tasarruf yetkisini elinde tutuyor. Musevilik onu “şerefli bir varlık” olarak nitelerken Hıristiyanlık mukaddes sayıyor. İslâm’a göre “ahsen-i takvim” üzere yaratılan bu “eşref-i mahlûkat”, beden ve ruhtan teşekkül ediyor. Birbirinin rağmına gelişen bu iki cihaz, insanın iyiliğe veya kötülüğe olan meylini besliyor. Böylece o, yücelerin yücesine çıkma ve aşağıların aşağısına inme potansiyeli taşıyor. Öyle ki bazen meleklerin gıpta ile baktığı insan, kimi zaman akıl almaz vahşetlere imza atarak hayvaniyet derecesinin bile altına iniyor. Kâh çoluk çocuk demeden birbirinin üzerine bomba yağdırıyor kâh gaz odalarında soykırım yapıyor. Organları için insan kaçırmaktan, kimsesizleri deneylerinde kobay yapmaktan, cesetlerini kadavra ticaretine konu etmekten çekinmiyor. Bazen denizin ortasındaki şişme botlarda sahte yeleklere canlar emanet ediyor, bazen de kendisi gibi düşünmeyenleri işsiz bırakarak cezalandırıyor. Peki, heybesinde envaiçeşit yaratıcı yöntemi bulunduran insan gaddarlıkta ne kadar ileriye gidebilir? Sözgelimi; yiyecek kaynakları tükendiğinde kendi türünü satırın altına yatırabilir mi?

ikincikat’ta sahnelenen ve “Savaş ve Barış Oyunları” projesinin “sınır” temalı oyunu “Kasap”, bu soruya verdiği varsayımsal “evet” cevabıyla vicdanları sorguluyor. İnsanlık felaketlerle karşı karşıyadır. Önce gökyüzü tavanı çökmüş, sonra da betonlaşma yüzünden yaşam alanı kalmayan hayvanlar göçüp gitmiştir. Üç yıldır ağzına bir lokma et koymayan halk, sebze yemekten güçsüz kalmıştır. Yeni bir et kaynağı arayan Tarım Bakanı Süha Korkut’un aklına sıra dışı bir çözüm gelir. Açtığı kasap dükkânında iki kişiyi işe alır: Yura “salla başını, al maaşını” felsefesinin tipik örneği iken Karin bu işi çaresizce kabul eden bir vicdani retçidir. Yura, “peygamberlerden aşağı kalır yanı çok az” bir işe gönüllü olan İlk’i kesime hazırlayacak, Karin ise onu süsleyecektir. Tabii ki -dirençle karşılaşması muhtemel her vakada olduğu gibi- bir de normalleştirici ve kanıksatıcı isme ihtiyaç vardır. Köşe yazarı gurme Charlene, bu iş için biçilmiş kaftandır.

ikincikat’ın apartman dairesinden dönüştürülen 70-75 kişilik mütevazı salonunda sahne yükseltisi ve perde bulunmuyor. Bu yönüyle size oyuncularla aranıza mesafenin girmediği, sıcak ve samimi bir ortam sunuyor. Eyüp Emre Uçaray’a ait dekor tasarımı, bir masa ile iki tabureden oluşuyor. Yura’nın botları, bandanası, türlü ebatta bıçaklar içeren “alet kiti” ve fısfıslı şişesi akıllara “Dexter” dizisini getiriyor. Charlene’in frapan giyimi ve leopar desenli maskesi ise huysuz, kaprisli ve gösteriş budalası yazar tavırlarıyla bütünlük sergiliyor. İlgi çekici kostümler Meltem Tolan’ın elinden çıkmış.

Halil Babür’ün yazdığı ve Güray Dinçol rejisiyle sahnelenen oyunun ekibi aylar sonra ilk kez araya gelmiş. Buna rağmen 80 dakika boyunca hiçbir aksaklık göze çarpmıyor. Oyuncuların içten, enerjik ve uyumlu performansı, tiyatroseverlere akıl ve mizah dolu bir anti-ütopya deneyimi yaşatıyor. Etikten nasibini almamış Süha rolünde Mert Denizmen var. İtaatkâr çalışan Yura’yı Oğuzhan Ayaz, isyankâr ve idealist Karin’i Evrim Doğan canlandırıyor. Melis Öz, halkı kıvama getirme misyonu verilen medya temsilcisi Charlene’i oynuyor. Adnan Devran ise boynunda ipiyle kurbanlık İlk karakteriyle karşımıza çıkıyor. Oyuncuların başarılı performansı oyuna sinerji katıyor.

Kısacası; “Kasap”, distopya sevenleri, alternatif tiyatro ambiyansını tatmak isteyenleri, gülerken düşünmekten hoşlananları ve iyi oyunculuk bekleyenleri tatmin ediyor. Gidilesi ve görülesi bu oyun, tiyatro tutkunlarına tavsiyemizdir.

Neler Oluyor?