Yağmur Dolkun “Cambazın Cenazesi”ni Vesaire’de yazdı.

Cambazın Cenazesi adlı oyunu 2015’in bitmesine günler kala izledim. “Geç oldu, ama güç olmadı” dediğim oyunun fikri de zikri de ikincikat’a ait. Sami Merat Marçalı’nın projesi olan ”Yarının Oyunları” kapsamında ortaya çıkan bu şahane eserin yazarı ise işlerini sahnede daha sık görmek istediğimiz bir kadın: Firuze Engin.

Geçtiğimiz Mart ayında basına açık bir toplantıyla duyurulan ”Yarının Oyunları” projesinde, seyirci oylarıyla karar verilen dört tema belirleniyor. Ne yazacağını, yöneteceğini, oynayacağını bilmeyen yazar, yönetmen ve oyuncular kuranın sonucunu bekliyorlar. Sonuçlar geldiğinde de Firuze Engin’e ”dönüşüm” teması iletiliyor ve Cambazın Cenazesi ortaya çıkıyor.

İki oyuncu için yazılmış yirmi karakterden oluşan bu komik hikâyenin yıldızları Seda Türkmen ve İbrahim Halaçoğlu. Bu ikiliye hayran kalmamak elde değil. Bir kadın ve bir erkeğin aynı sahneyi paylaşması ise tamamen tesadüf. Çünkü bu oyunda oyuncuların cinsiyetlerinin bir önemi yok. İki oyuncu dönüşümlü olarak yirmi karakteri canlandırıyor. Oyunun rejisi de Berfin Zenderlioğlu’na ait.

Oyun, maruz kaldığımız kentsel dönüşümü ve dönüşüm sonucunda yaşanan trajediyi mizahi bir dille, bir Rumeli kasabası örneğiyle anlatıyor: “Kasabalının çok sevdiği ihtiyar Rasim İsmet ölür ve ardında kocaman verimli bir bahçe içinde üç ev bırakır. Merhumun tek istediği evinin bahçesine gömülmektir. Ancak o henüz hasta yatağındayken çocukları herkesten habersiz bahçeyi satmıştır. Kasaba ikiye bölünür. Dönüşümü isteyenler ve istediği halde söyleyemeyenler. 15 yaşlarındaki iki torun her şeye inat dedelerinin vasiyetini yerine getirmeye ve cenazeyi mezarlıktan kaçırıp bahçeye gömmeye karar verirler. Yıkım için dozerler gelecek bile olsa!

Yaratıcı bir bakış açısıyla klasik meddah tiyatrosunu yeniden yorumlayan Cambazın Cenazesi, seyirciyle etkileşimi hiç bırakmıyor. Ezan sesiyle birlikte koltuklarda yerimizi aldığımızda kendimizi bir cenaze evinin tam ortasında buluyoruz. Oyuncular sahneye çıkar çıkmaz izleyicilerle yakın bir ilişki kuruyor. Oyun boyunca ise mesafeler iyice ortadan kalkıyor ve anlatıcılar seyirciyle birlikte kahkaha atıyor, hüzünleniyor ve dalga geçiyor.

Mahalle eşrafının köy etrafında dönen dedikodularını, Karagöz Hacivat misali bir perdede oyuncuları oynatarak yorumlayan yönetmenin gölge oyunu göndermesini de es geçmemek lazım.

Televizyonda, sinemada, internette dolaşan, nitelikli içerikten ve estetikten yoksun üretimler gözümüzü, kulağımızı ve zihnimizi çoktan kirletti. Dikkatimiz zaten giderek azalıyor ve sonunu getiremediğimiz üretimlerin sayısı giderek çoğalıyor. Böyle bir ortamda, zaten ortalama bir izleyicinin dikkatini bir türlü çekemeyen tiyatro oyunları yılmıyor ve (şükürler olsun ki) üretmekten vazgeçmiyor.

Oyun, hiç düşmeyen enerjisi ve tabiri caizse film gibi akan kurgusuyla, iki anlatıcının yirmi karaktere bölündüğü hikayeyi zihnimizde film gibi canlandırıyor.

Bana kalırsa, Cambazın Cenazesi yılın en güzel oyunlarından biriydi. Henüz izlememiş olanlar için hâlâ şans var. Dahası, 19. Afife Tiyatro Ödülleri kapsamında Cevat Fehmi Başkut Özel Ödülü’nü eve götüren oyunun metni çoktan basıldı ve raflarda yerini aldı.

Neler Oluyor?