Erdoğan Mitrani “Kasap”ı Şalom Gazetesi’nde yazdı.

Geçen yıl ikincikat, yazın tiyatrosunu kapatmayarak bir ilke imza atmış, Sami Berat Marçalı’nın tasarlayarak ‘Yarının Oyunları’ olarak adlandırdığı özgün, ilginç ve epey de iddialı proje ilk yılın getirdiği kimi aksaklıklara rağmen çok başarılı olmuştu.
Başarı, sadece yazın en sıcak aylarında izleyicinin karşısına ilk kez çıkan dört yeni oyunu izlemek için mekânı tamamen doldurmasında değil, projenin adına uygun olarak Türk tiyatrosuna üst düzey yepyeni metinler de kazandırmasındaydı.
Marçalı’nın projesinin ne yazacağını, ne yöneteceğini ve de ne oynayacağını bilmeyen dört yazar, dört yönetmen ve on üç oyuncunun katılımıyla gerçekleşecek olan ikinci yılında konu başlıkları bin kişinin katılmış olduğu ankette ‘irade, din, porno ve sınır’ olarak öne çıktı.
‘Savaş ve Barış Oyunları’nın yazarları, yönetmenleri oyuncuları ve her ana başlığın savaşa mı barışa mı odaklanacağı seyircilerin çektiği kuralarla belirlendi.
Bu arada, bazı arkadaşların seçilen temalarla çıkan metinlerin birebir örtüşmedikleri eleştirisine katılmadığımı söylemek isterim. Bence, konu başlıklarının tek amacı yazarın esin kaynağı için bir çıkış noktası oluşturmaktır. Bundan sonrası yazarın yaratıcılığına kalmıştır ve konu başlıklarına sımsıkı bağlanma çabası sadece yaratıcı gücün kısıtlanmasına yol açar.
İkinci yılın en sevindirici sonucu tiyatromuza dört sağlam ve kalıcı metin daha kazandırılmış olması. Bunların sonuncusu Halil Babür’ün yazdığı ‘Kasap’.
Güray Dinçol’un yönettiği, dekor-ışık tasarımını Eyüp Emre Uçaray ile Güray Dinçol’un,
kostüm tasarımını Meltem Tolan’ın üstlendiği Kasap, halen ikincikat’ta sahneleniyor. Afiş illüstrasyonu, diğerlerinde olduğu gibi Murat Mahmut Yazıcıoğlu’na ait.
Halil Babür’ün oyunu distopik bir yakın gelecekte, dünyamızın herhangi bir yerinde geçiyor. Karakterlerin isimlerindeki yabancılaştırma, hiç bir modaya ve ortama uymayan, ama iğreti de durmayan giyinişleri, olaylara belirlenmemiş, hem çok yabancı, hem de çok bildik bir açıdan bakmamızı sağlıyor.
Babür, bu kara, kapkaranlık, sürreel ve absürt komediyi çok da başarılı bir politik taşlama olarak kaleme alırken, son zamanlarda yaşadıklarımızın oyunu beklenmedik gerçekçilikte bir trajediye dönüştüreceğini düşünmüş müdür acaba? Maalesef Kasap bugünlerde, belki yazarının da amacını aşarak, içine düşürüldüğümüz karanlıkların çarpıtılmış bir aynasına dönüşmüş durumda.
Gökyüzü tavanının çökmesi sonucunda ülkedeki insanlarının dörtte biri ölmüş, bütün hayvanlar çekip gitmiştir. Ne bakanı olduğunu bilmediğimiz, ancak televizyon programındaki sırtlan gibi sırıtışı hiç de yabancı gelmeyen bir politikacı, insanların üç yıldır bir lokma et yemeden sağlıksız beslenmelerine kendince bir ‘çare’ bulmuştur. Bulduğu ‘çözümü’ referanduma götürmeye hazırlanan bakan, temin edeceği etleri hazırlayacak bir kasap ekibi de kurmaktadır. Bakanın bu ‘çılgın projesi’ işbirlikçiler tarafından desteklenirken, gökyüzü tavanını kendilerinden başka hiç kimseye yaşam hakkı tanımayan muktedirlerin, aç gözlülük, büyüme, ilerleme ve her şeye sahip olma hırsının çökerttiğini iddia eden Total Özgürlükçüler ona karşı çıkmaktadır. Oyun, kazananların kaybeden, kaybedenlerin kazanan olduğu çarpıcı bir finalle sona erecektir.
Kasap’ın yönetmeni Güray Dinçol’un asıl başarısı, sahnede yarattığı distopyayı inandırıcı kılabilmiş olmasında. Ne ‘grand guignol’ tarzı bir kanlı gerilim anlatısına, ne de absürdün altını iyice çizen çılgın bir aşırılığa kaçmadan, son derece yalın ve gerçekçi bir yorumu tercih etmiş ki, bu da metnin alt yapısındaki buz gibi acımasızlığı daha da etkileyici olarak ortaya çıkarmış. Bu bakış açısı, oyunun tokat gibi finalini daha da etkileyici kılmış.
Oyuncu kadrosu dört dörtlük. Mert Denizmen, ahlaksız bir mizah duygusuyla yorumladığı kokuşmuş politikacıya gerçekten yakışmış. Oğuzhan Ayaz, avantası olduğunda her şeyi sorgusuz sualsiz kabullenebilecek işbirlikçi ‘her devrin adamı’ olarak çok iyi. Medyanın ‘gurme’ temsilcisinde manen ve maddeten kendisiyle taban tabana zıt bir karakteri canlandıran Melis Öz de öyle. Çığırından çıkmış bir dünyada vicdanın ve sağduyunun sesi Karin’i yorumlayan Evrim Doğan’ı seyretmek her zaman benzersiz bir deneyim. Bir de oyunun en zor rollerinden birini, konuşmasız ‘ilk’i canlandıran Adnan Devran var. Tamamen beden diline dayanan performansı çok etkileyici. 
Sonuç: Kaçırılmaması gereken bir oyun! ‘Kar Küresinde bir Tavşan’ için söylemiş olduğumu ‘Kasap’ için de tekrarlamam gerekiyor. Bu öyle 16-17 gösteriyle geçiştirilecek bir iş değil. ikincikat’ta ek seans mı yaratılır, Asya yakasına ya da İstanbul dışına turneye mi çıkılır, bilemem. Tek bildiğim “bu oyun devam etmeli!”

Neler Oluyor?